İbn Sînâ’nın Nefs Anlayışı Üzerine Bir Psikolojik İnceleme
İslam düşünce tarihinin en önemli filozoflarından biri olan İbn Sina (980–1037), Batı’da Avicenna olarak tanınır. Onun felsefesi, Aristotelesçi sistemin İslami bir çerçevede yeniden inşası olarak görülüp (Kaukua, 2014), özellikle nefs (ruh, psyche) konusundaki yaklaşımı derin bir psikolojik boyut kazanmıştır.
İbn Sina, kendi sisteminde nefsi sadece biyolojik bir ilke olarak değil, varlığın kendini idrak eden özü olarak tanımlar (Goodman, 1992). Bu yazımda İbn Sina’nın Nefsin Halleri adlı eserinden hareketle onun nefs teorisini psikolojik bir perspektiften inceleyeceğim.
Nefs:
İbn Sina’ya göre nefs, bilinç ve iradenin kaynağıdır. Nefsi tanımlarken kullandığı en temel ifade şudur:
Nefs, “kendi varlığının farkında olan, bedenden ayrı bir cevherdir.” [(İbn Sina [ca. 1037]/Demirli, 2020, s. 17)]
O, nefsi "bedenin aracılığıyla iş gören, fakat bedenden bağımsız bir mahiyet” olarak tanımlar ve ruh-beden ilişkisini iki yönlü bir etkileşim olarak açıklar [(İbn Sina [ca. 1037]/Demirli, 2020, s. 29–31)]. Bu bakış açısı, bilincin varlığın temel niteliği olarak ele alınmasının İslam düşüncesindeki en erken biçimlerinden biridir (Davidson, 1987).
Nefsin Kademeleri: Biyo-Psiko-Sosyal Yapı
İbn Sina, nefsi üç temel düzeyde ele alır: bitkisel (nefs-i nebati), hayvani (nefs-i hayvani) ve insani (nefs-i natika) (Rahman, 1952).
Bitkisel Nefs: Gıdalanma, büyüme ve üreme işlevlerini yönetir.
Hayvani Nefs: Algı, hareket ve hayal gücü ile ilişkilidir.
İnsani Nefs (Nefs-i Natika): Akıl yürütme, soyutlama ve kendini bilme gibi rasyonel süreçlerin merkezidir.
İbn Sina, akli nefsin kendi varlığını “bilinçli bir biçimde idrak edebilmesi”ni onun ölümsüzlüğünün delili olarak sunar [(İbn Sina [ca. 1037]/Demirli, 2020, s. 82–84)]. Bu çok katmanlı yapı, modern psikolojideki “Biyo-Psiko-Sosyal Model”in erken bir biçimi olarak değerlendirilebilir (Nasr, 2001). Biyo-psiko-sosyal model, 1977 yılında George L. Engel tarafından geliştirilmiştir. Engel, özellikle tıp alanında sadece biyolojik faktörlere odaklanan “biyomedikal modelin” eksik olduğunu düşünmüş. Ona göre hastalık ve sağlık, biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin etkileşimiyle ortaya çıkıyor. Bu yüzden sağlık hizmetlerinde bu üç boyutun birlikte ele alınması gerektiğini savunuyor. İnsan, beden (biyolojik yön), duygu ve davranış (psikolojik yön) ile toplumsal bilinç (rasyonel yön) arasında bir denge kuruyor. İbn Sînâ’nın nefs katmanları, bu modern modelin üç temel boyutunu (Biyo-Bitkisel Nefs, Psiko-Hayvani Nefs, Sosyal/Rasyonel-İnsani Nefs) açıklar nitelikte.
Motivasyonun Kaynağı: Nefs, Fail ve Gaye Olarak
İbn Sina, nefsin sadece eylemleri başlatan değil, aynı zamanda o eylemlerin nihai amacı olduğunu vurgular:
"Nefs, hareketin faili ve hareketin gayesidir. Gerek fail ve gerekse gayenin her ikisi insanda bir şeyi ifade eder o da nefsin ta kendisidir." [(İbn Sînâ, 2019b, s. 119) – Bilgin (2023) makalesinden alıntılanmıştır.]
Bu ifade, Nefs'in ereksel (kendi uğruna bir şeyin olması) doğasını ortaya koyuyor. İbn Sina'ya göre insan, dışsal ödül veya zorlamalardan bağımsız olarak, bizzat Nefs'in kamil (mükemmel) potansiyelini gerçekleştirme itkisiyle hareket eder.
1. Fail (Özne Olarak Nefs): Nefsin hareketin başlatıcısı olması, modern psikolojideki irade ve eylem failliği kavramlarıyla paralellik taşıypr. Nefs, eyleme geçme kapasitesine sahip öz-yönetimli bir özne olarak tanımlanır.
2. Gaye (Amaç Olarak Nefs): Hareketin nihai amacının yine Nefs'in kendisi olması, eylemin içsel değere sahip olduğunu gösterir. Bu, Kendine Yeterlilik Teorisi'nde (Self-Determination Theory) ele alınan içsel motivasyon (intrinsic motivation) ve ototelik deneyim (autotelic experience) kavramlarının felsefi bir öncülü olarak görülebilir. Eylem, kendinden kaynaklanan bir amaca (yani Nefs'in yetkinleşmesine) hizmet ettiği için, bu amaç kendi kendine yeterli ve kendi içinde tatmin edicidir.
3. Öz-Gerçekleştirim: Nefs'in bu ikili rolü, insanın varoluşsal amacının, özün potansiyelini tam olarak gerçekleştirmek olduğu fikrini destekliyor. Bu yaklaşım, Hümanistik Psikoloji'nin konularından olan Abraham Maslow'un öz-gerçekleştirim (self-actualization) kavramına güçlü bir köprü kuruyor. İbn Sina'nın sisteminde Nefs'in mükemmelliğe doğru yönelimi, Maslow'un hiyerarşisinin en üst basamağındaki büyüme güdüsüyle uyum sergiliyor.
Bu nedenle İbn Sina, motivasyonu dışarıdan yüklenen bir durumdan ziyade, insanın varoluşsal özünün zorunlu bir görünümü olarak konumlandırmıştır.
Hayvani Nefis ve Duygusal Hallerin Yönetimi
Hayvani Nefsin güdüsel kuvvetleri (Şehvet ve Gazap/Öfke), duygusal yaşamımızın temelini oluşturuyor. İbn Sina, bu kuvvetlerin birbirini nasıl engellediğini ve Nefsin bütüncül odaklanmasını şöyle açıklıyor:
"Korku nefsi acıdan habersizleştirir, şehvet de öfkeyi engeller, öfke de korkunun ortaya çıkışını engeller. Bunların tamamı tek bir şeydir. Bu da nefsin tümel bir şekilde tek bir şeye yönelmesidir..." (İbn Sina, 2023, s. 98)
Güçlü duygusal durumlar, Nefsin dikkatini tamamen çekerek diğer duygusal tepkileri geçici olarak baskılar. Nefs, aynı anda tek bir şeye odaklanır (Tümel Yönelim), ki bu öz-düzenleme yeteneğinin temelidir. Ayrıca bir duygu aktif olmasa bile, Nefs'te potansiyel olarak varlığını sürdürür.
İbn Sina'ya göre duygular, Nefste meydana gelen "suri" (gerçek olmayan, yapay) değişimlerin sonucudur. Duygular, beden aracılığıyla değil, nefste meydana gelen “suri” (gerçek olmayan, yapay) değişimlerin sonucudur. [(İbn Sina [ca. 1037]/Demirli, 2020, s. 118–121)]
Bu yaklaşım, duygusal tepkinin doğrudan fizyolojik bir tepkiden ziyade bilişsel bir yorum sonucu oluştuğunu savunan bilişsel yaklaşımlarla uyumludur.
Nefsin İkili Görevi ve İçsel Çatışma: Siyaset ve Akletme
Nefsin iki temel işlevi vardır ve bu işlevler sürekli bir gerilim halindedir: bedeni yönetmek (Siyaset) ve evrensel gerçekleri kavramak (Akletme). İbn Sina, bu zıtlığı şöyle dile getiriyor:
“Nefsin iki fiili vardır: bedene kıyasla fiili, bu siyasettir... zatına ve ilkelere kıyasla fiili, bu da akletmedir. Bu ikisi birbiriyle çelişen ve birbirini engelleyen şeylerdir... Onun beden yönünden uğraşları: duyular, hayal, şehvetler, öfke, korku, üzüntü ve ağrıdır... Ya sen bunun üstesinden gelirsin ya da o seni kendi fiiline doğru sürükler.” (İbn Sina, 2023, s. 96)
Bu alıntı, Nefsin faaliyetlerini iki farklı boyuta ayırarak, Siyaset (bedenle ilişkili, hayvani kuvveleri içeren, anlık ve duygusal tepkileri yönetme) ile Akletme (Nefsin kendi cevherine yönelik, soyut düşünme ve muhakeme gibi yüksek düzeyli bilişsel süreçler) arasındaki gerilimi tanımlar. İbn Sînâ’nın "Bu ikisi birbiriyle çelişen ve birbirini engelleyen şeylerdir" tespiti, modern Bilişsel Psikoloji'deki çift süreçli biliş modellerinin temelini oluşturan sınırlı dikkat kaynakları ilkesiyle örtüşür. Bu bağlamda, bedensel uğraşlar (ağrı, şehvet, öfke) bir duygusal parazit görevi görerek Akletme faaliyetini engeller. Bu durum, duyguların yürütücü işlevler (executive functions) üzerindeki engelleyici etkisine işaret ederken, aynı zamanda Nefsin bir işleve odaklandığında diğerini ihmal etme zorunluluğunu da ifade eder.
Alıntının son bölümü ("Ya sen bunun üstesinden gelirsin ya da o seni kendi fiiline doğru sürükler"), bu fonksiyonel çatışmanın pasif bir durum olmaktan öte, aktif bir irade mücadelesi olduğunu vurguluyor. Nefs-i Nâtıka'nın en yüksek yetkinliği olan öz-denetim (self-control), rasyonel kararlar alabilmek için gerekli. Birey, bedensel ve hayvani kuvvelerin yarattığı dürtüsel sürüklenmeye karşı bilinçli bir çaba göstermelidir. Yoksa rasyonel süreçler aksayacaktır. Bu bağlamda İbn Sina, rasyonel seçim ve kişisel yetkinleşmenin, Nefsin Siyaset alanındaki anlık talepleri Akletme kuvvetiyle düzenleme ve yönetme yeteneğine sıkı sıkıya bağlı olduğunu göstermiştir ki, bu da modern terapideki duygu düzenleme ve dürtü kontrolü becerilerinin felsefi temelini oluşturuyor.
Uçan Adam Düşünce Deneyi: Kendilik Bilinci
İbn Sina'nın felsefi psikolojisinin en özgün ve felsefe tarihi açısından en etkili katkılarından biri, "Uçan Adam" (al-insân al-tâ’ir) düşünce deneyidir. Bu deney, nefsin (bilinçli ruhun) doğasının ve varoluşunun bedensel duyulara olan bağımsızlığını ispatlamak amacıyla tasarlanmış zihinsel bir sorgulamadır.
“Bir insanı gökyüzünde yaratılmış farz et; uzuvları birbirine değmeyecek şekilde boşlukta asılı olsun, hiçbir duyusu dış dünyadan bir bilgi almasın; buna rağmen o kişi var olduğunu bilecektir.” [(İbn Sina [ca. 1037]/Demirli, 2020, s. 95)]
İnsanı var eden özün (nefsin) algılama, hafıza, dokunma veya herhangi bir bedensel uzuvla temas etme gibi dışsal koşullara ihtiyaç duymadığını gösteriyor. Bu durumdaki kişi, çevresindeki hiçbir şeyi algılayamasa da, "Ben varım" yargısına dolayımsız olarak ulaşır. Uçan Adam, ne eli ne ayağı ne de dışarıdan aldığı herhangi bir duyu bilgisi (görme, dokunma vb.) olmadan var olduğunu hissediyor ve biliyor. Bu demektir ki, Senin (Nefsinin) varoluşu, kendiliğinden gelen bir bilgidir. Başka hiçbir şeye (bedene, duyulara, kanıtlara) dayanmaz. Eğer Nefs (senin bilincin), bedenden ve duyulardan bağımsız olarak kendi varlığını bilebiliyorsa, o zaman Nefs'in yapısı maddi değildir; bedenin yapısından tamamen farklıdır. Çünkü eğer Nefs, bedenin bir parçası olsaydı (örneğin beynin bir işlevi gibi), bedenle olan tüm bağlantılar kesildiğinde ortadan kalkması veya algılayamaması gerekirdi. Ancak bu deney, Nefs'in bedenden ayrı, kendi başına var olabilen bir öz olduğunu gösterir.
Deneyin psikolojik açıdan en önemli sonucu, "ben" bilincinin doğasına dairdir. Uçan Adam'ın varoluş bilgisi, mantık yürütme (muhakeme) sonucu elde edilmez; aksine, doğrudan ve aracısız bir kavrayışla (idrak) edinilir. Bu, bilincin yansıtmasız (pre-reflective) öz-farkındalık olarak adlandırılan türünü işaret eder; yani kişinin herhangi bir şeyi yaparken, o eylemi kendinin yaptığını otomatik olarak bilme halidir. İbn Sina'nın bu anlık öz-idrak anlayışı, modern felsefe ve psikolojide her deneyimin temelindeki "birine ait olma" hissini açıklayan kavramların erken bir örneğidir. Bu yaklaşım, aynı zamanda, on yedinci yüzyılda Descartes'ın ortaya attığı "Düşünüyorum, öyleyse varım" önermesinden (düşünce süreci yoluyla varlığa ulaşma) çok daha önce, doğrudan kavrayış yoluyla öznenin varlığını temellendirmiştir.
Psikoloji ile Bağlantılar
İbn Sina'nın nefs teorisi, insanın kendilik (selfhood) yapısını, motivasyon kaynaklarını ve öz-yönetim mekanizmalarını inceleyen bin yıllık bir çerçeve sunuyor. Nefsin üç katmanlı yapısı (Biyo-Psiko-Rasyonel), modern Biyo-Psiko-Sosyal modele öncülük ediyor. Uçan Adam Düşünce Deneyi ise bilincin bedenden bağımsız, doğrudan idrak edilen özünü kanıtlıyor.
Filozofun Siyaset (dürtü) ve Akletme (rasyonellik) arasındaki çatışma üzerine yaptığı analizler, öz-denetim ve irademücadelesinin önemini vurguluyor. Nefsin kendi amacını kendi içinde barındırması (Fail ve Gaye), öz-gerçekleştirim ve içsel motivasyon teorilerine tarihsel bir temel sağlıyor.
Sonuç olarak, İbn Sina’nın bu bütüncül psikolojik modeli, modern psikoloji ve felsefedeki bilinç, benlik ve kişisel gelişim kavramlarının kökenlerini anlamamız için güçlü ve vazgeçilmez bir kaynak oluyor.
Referanslar
Bilgin, B. (2023). İBN SİNÂ’DA TANRISAL BİR EYLEM OLARAK KENDİNİ BİLME MESELESİ. Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, (108), 287-306.
Davidson, H. A. (1987). Alfarabi, Avicenna, and Averroes, on Intellect. Oxford University Press.
Goodman, L. E. (1992). Avicenna. Routledge.
İbn Sînâ. (2023). Nefsin halleri. (Ö. A. Yıldırım, Çev.). Kadem Yapım Medya İletişim. (İlk basım 2020).
Kaukua, J. (2014). Avicenna on the Soul: A Philosophical Study. De Gruyter.
Nasr, S. H. (2001). Three Muslim Sages: Avicenna, Suhrawardi, Ibn 'Arabi. Caravan Books.
Rahman, F. (1952). Avicenna’s Psychology. Oxford University Press.
Rashed, M. (2019). Theories of Soul and Cognition in the Thirteenth Century. De Gruyter.
Rogers, C. R. (1959). A theory of therapy, personality, and interpersonal relationships as developed in the client-centered framework. In S. Koch (Ed.), Psychology: A study of a science. McGraw Hill.
Zahavi, D. (2005). Subjectivity and Selfhood: Investigating the First-Person Perspective. MIT Press.