Göç ve Mutluluk Arayışı: Duygusal Tahmin (Affective Forecasting)

Son yıllarda göç, ekonomik ya da siyasal bir zorunluluk olarak görülmenin yanında, aynı zamanda mutluluğa ulaşmanın bir yolu, hatta bazen tüm sorunlardan kurtuluşun anahtarı olarak idealize ediliyor. “Başka bir ülkede yaşasam her şey düzelirdi” düşüncesi, birçok farklı alanda sıklıkla karşımıza çıkan bir kalıp. Bu durum çoğu zaman bir duygusal tahmin hatasına (affective forecasting error) sebebiyet verebiliyor.

Bu yazıda, göçün “mutluluk vaadi” ile nasıl bir arzu nesnesine dönüştüğünü, insanların gelecekteki iyi oluşlarını mekana yükleyerek nasıl yanılsamaya düştüklerini, sürecin hormonlara etkisini ve psikolojik sonuçlarını psikoloji literatürü üzerinden ele alacağım.

Psikolojik Süreç Olarak Göç

Göç, ilk bakışta yalnızca coğrafi bir yer değişikliği gibi algılansa da kişinin bilişsel, duygusal ve davranışsal yapısını etkileyen çok boyutlu bir deneyimdir. Göç tecrübesi, kişinin sosyal ilişkilerini, kimlik algısını, alışılmış rollerini ve güvenlik duygusunu sarsabilmektedir. Bu yönüyle göç, yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve sosyolojik bir kırılma alanıdır (Çakmak, 2019).

Psikolojik açıdan göç baskı, stres ve huzursuzluk yaratan koşullardan daha güvenli ve rahat bir ortama yönelme çabası olarak tanımlanmaktadır (Özdemir & Budak, 2017). Ancak bu tanım, göçün her zaman psikolojik iyilik haliyle (wellbeing) sonuçlanacağı anlamına gelmez. Aksine, göç edilen toplumda sosyal ağların kaybı, norm ve değer farklılıkları ve aidiyet sorunları psikolojik dayanıklılığını zorlayabilir (Kuo, 1976).

Arzunun Yapısı: Bir Arzu Nesnesi Olarak Göç

Lacan’a göre arzu, bir nesneye sahip olma isteğinden ziyade, yapısal bir eksikliğin ürünüdür. Lacan bunu şu şekilde ifade ediyorp:

“Arzu nesnesi, arzunun sebebidir ve bu sebep aslında eksikliğin nesnesidir.”
(Seminar X: Anxiety)

Bu taraftan bakıldığında göç, dışsal bir hedef gibi görünse de çoğu zaman içsel bir eksikliği kapatma girişimi. “Daha düzenli bir ülke”, “insanca yaşam”, “özgürlük” ya da “huzur” imgeleri, kişinin kendi içindeki boşluğun sembolik temsillerine dönüşebilir. Lacan’ın vurguladığı gibi, eksiklik mekana ait olmayabilir. Dolayısıyla kişi başka bir ülkeye taşındığında, eksiklik de onunla birlikte taşınır.

Bu nedenle “mutlu ülke” fantezisi, çoğu zaman bireyin içsel çatışmalarının dışsallaştırılmış bir yansıması olabilir.

Duygusal Tahmin Yanılsaması ve Göç Fantezisi

Psikoloji literatüründe duygusal tahmin (affective forecasting), bireylerin gelecekteki olaylar karşısında nasıl hissedeceklerine dair yaptıkları öngörüleri ifade eder. Son yıllarda birçok araştırmacı, insanların bu öngörüleri sistematik biçimde hatalı yaptığını göstermiştir (Wilson & Gilbert, 2003). Göç bağlamında bu hata, mekanın mutluluk üzerindeki etkisinin abartılması ve psikolojik adaptasyon süreçlerinin göz ardı edilmesi şeklinde ortaya çıkabilir.

Erken dönem çalışmalar, bireylerin gelecekte hissedecekleri duygulara ilişkin tahminlerini ölçmüş; ancak bu tahminleri, olaylar gerçekleştikten sonra yaşanan gerçek duygusal deneyimlerle yeterince karşılaştırmamıştır. Bu nedenle insanların gelecekteki mutluluk, tatmin ya da hayal kırıklığı düzeylerini ne ölçüde doğru tahmin edebildikleri uzun süre netlik kazanmamıştır (Wilson & Gilbert, 2003).

Göç bağlamında bu durum kritik bir önem taşır. Bireyler, başka bir ülkeye taşındıklarında yaşayacakları mutluluğu olduğundan fazla; karşılaşacakları uyum zorluklarını ise olduğundan az tahmin etme eğilimindedir. Mekan değişiminin duygusal etkisi maksimize edilirken, psikolojik adaptasyonun kaçınılmaz gerçekleri göz ardı edilir.

Araştırmalar, özellikle olumsuz koşullardan “kaçma” motivasyonuyla göç eden bireylerin, göç sonrası hayal kırıklığı ve olumsuz benlik algısı yaşama olasılığının daha yüksek olduğunu göstermekte (Lupulyak & Grishina, 2020). Benzer şekilde, potansiyel göçmenlerin psikolojik kazanımları olduğundan fazla, uyumun duygusal maliyetlerini ise olduğundan düşük tahmin ettikleri bulunmuştur (Gurieva et al., 2015).

Göç, kimi zaman bilinçdışı bir kimlik onarımı girişimi olarak işlev görür. Yeni bir ülke, “olmak istenen benlik” için sahneye konmuş bir fantezi alanına dönüşebilir (Czubińska, 2017). Ancak fantezinin gerçeklikle karşılaşması çoğu zaman kaçınılmaz bir hayal kırıklığı üretir.

Göçün Hormonel Yanı: Stres, Kortizol ve Duygusal Düzenleme

Göç çoğu zaman zihinsel bir karar ve duygusal bir beklenti olarak ele alınır. Oysa bu süreç aynı zamanda bedensel olarak da yaşanır. Kişi yalnızca bir yer değiştirmez; alıştığı ritimlerden, ilişkilerden ve öngörülebilirlikten koparak belirsizlikle karşı karşıya kalır. Bu durum, organizmanın stres yanıt sistemlerini doğrudan aktive eder.

Bu noktada özellikle hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) ekseni (bedenin stres karşısında verdiği hormonal yanıtı düzenleyen sistem) ve buna bağlı olarak salgılanan kortizol (stres durumlarında artan, bedeni “uyanık ve hazır” tutan hormon) devreye girer.

Kısa vadede bu sistem, bireyin yeni koşullara uyum sağlamasını kolaylaştıran koruyucu bir işlev görür. Ancak göç gibi uzun süreli belirsizlik ve uyum gerektiren durumlarda bu sistemin kronik olarak aktive olması, duygusal dengeyi zorlayabilir. Araştırmalar, uzun süreli stresin kortizol düzeylerinde düzensizliklere yol açarak anksiyete, depresyon ve duygusal regülasyon güçlükleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir (McEwen, 2004).

Göçmen bireyler üzerinde yapılan çalışmalar da bu tabloyu destekler niteliktedir. Özellikle göçün erken dönemlerinde, fizyolojik stres tepkilerinde artış ve yüksek uyarılmışlık hali gözlenmektedir (García Coll et al., 2012). Bu durum, kişinin “neden kendimi beklediğim kadar iyi hissetmiyorum?” sorusuna yalnızca psikolojik değil, biyolojik bir yanıt da sunar.

Öte yandan, göç yalnızca stres sistemlerini değil, bağlanma ve motivasyonla ilişkili nörobiyolojik süreçleri de etkiler. Yeni bir hayat beklentisi, dopamin (ödül, motivasyon ve “iyi bir şey olacak” beklentisiyle ilişkili nörotransmitter) üzerinden bir umut hissi yaratabilirken; mevcut sosyal bağların kaybı, oksitosin (güven, yakınlık ve sosyal bağ kurma süreçlerinde rol oynayan hormon) sistemini zayıflatabilir. Bu da göç sonrası dönemde sıkça tarif edilen yalnızlık ve yabancılaşma hissinin yalnızca öznel bir deneyim değil, aynı zamanda bedensel bir karşılığı olduğunu düşündürmektedir (Heinrichs et al., 2009).

Bu açıdan bakıldığında, “başka bir yerde daha mutlu olacağım” düşüncesi yalnızca bilişsel bir yanılsama değil; aynı zamanda bedenin de bu beklentiye göre hazırlanması anlamına gelir. Ancak yeni çevrenin yarattığı stres ile bu beklenti arasındaki uyumsuzluk, hem psikolojik hem de fizyolojik düzeyde bir hayal kırıklığına dönüşebilir.

Yeşil Parklar Örneği

Çevremizde sıkça duyulan ifadelerden biri şu:
“Avrupa’da her yer yeşil, parklar var. Bu bile gitmek için yeterli.”

Avrupa’da Türkiye’ye kıyasla daha fazla yeşil alan birçok açıdan pozitif bir durum. Ancak bu söylemin klişeliğini de göze alarak, bu noktada durup şu soruları sormak gerekir:
Yeşil alanlar benim için ne ifade ediyor? Bana ne hissettiriyor? Hayatımda ne kadar merkezi bir yer tutuyor? Orada geçireceğim zaman için neleri feda etmeye (yol, zaman vs.) hazırım? Bana en yakın yeşil alana şu ana kadar kaç kere gitmişimdir? Bugünden itibaren kaç kere gitmeye açığım?

Arzunun sürdürülebilir olup olmadığını anlamanın yolu, onu somut davranışlarla test etmektir. Şu anki konumda, yaşanılan çevredeki sınırlı yeşil alanlara ne kadar zaman ayrıldığı, bu alanlara ulaşmak için nelerin göze alındığı ve orada geçirilen zamanın duygusal karşılığı, kişinin gerçekten ne istediğini anlamasına yardımcı olur. Aksi halde buna benzer tutumlarla gerçekleşen göç, sorgulanmamış klişelerin otomatik bir tekrarı haline gelir.

Başarılı Uyumun Psikolojik Belirleyicileri

Göç sonrası uyum, uzun süre ağırlıklı olarak dışsal faktörler (ekonomik koşullar, hukuki statü, barınma ve istihdam olanakları) üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak çağdaş göç ve kültürlerarası psikoloji literatürü, uyum sürecinin yalnızca çevresel değişkenlere indirgenemeyeceğini ve kişinin psikolojik özelliklerinin ve göçe yüklediği anlamın belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.

Özellikle bireyin göç motivasyonu, uyum sürecinin niteliğini etkileyen temel faktörlerden biridir. Araştırmalar, göçü ağırlıklı olarak mevcut sorunlardan “kaçış” amacıyla deneyimleyen bireylerin, göç sonrası dönemde daha yüksek düzeyde stres, hayal kırıklığı ve kimlik karmaşası yaşama eğiliminde olduklarını göstermektedir. Buna karşılık, göçü kişisel gelişim, yeni olanaklara erişim ya da yaşam koşullarını iyileştirme gibi daha yapılandırılmış hedeflerle ilişkilendiren bireyler, uyum sürecine psikolojik olarak daha dayanıklı yaklaşabilmektedir (Bhugra, 2004; Berry, 1997).

Uyumun bir diğer önemli belirleyicisi, bireyin beklentilerinin gerçekçiliğidir. Duygusal tahmin literatürüyle de uyumlu biçimde, göç öncesi beklentileri aşırı idealize edilmiş olan bireylerin, göç sonrası karşılaşılan gündelik zorluklar karşısında daha yoğun bir uyumsuzluk yaşadığı bildirilmektedir. Gerçekçi beklentiler, hayal kırıklığının şiddetini azaltmakta ve bireyin yeni koşulları tolere etme kapasitesini artırmaktadır (Wilson & Gilbert, 2003; Ward, Bochner, & Furnham, 2001).

Ayrıca, belirsizlikle başa çıkabilme ve duygusal rahatsızlığa tolerans kapasitesi, göç sonrası psikolojik uyumun merkezinde yer almaktadır. Göç, doğası gereği süreklilik duygusunu bozan kimlik, aidiyet ve kontrol algısını geçici olarak zayıflatan bir deneyimdir. Bu nedenle yalnızlık, yetersizlik ve yabancılık duygularıyla kalabilen kişiler, uyum sürecini daha sağlıklı biçimde sürdürebilmektedir. Kültürlerarası uyum modelleri, bu süreci düz bir ilerleme olarak değil iniş çıkışlarla dolu, duygusal olarak zorlayıcı bir yeniden yapılanma süreci olarak tanımlamaktadır (Ward et al., 2001).

Son olarak, göçü yalnızca “eski hayatı geride bırakma” değil, aynı zamanda psikolojik bir dönüşüm süreci olarak kavramsallaştırabilirseniz, bu deneyimi daha bütünleştirici bir şekilde anlamlandırabileceğiniz görülmektedir. Bu bakış açısı, bireyin göçü tüm sorunları ortadan kaldıracak bir çözüm olarak değil ama duygusal emek, uyum ve yeniden konumlanma gerektiren bir süreç olarak ele almasını mümkün kılar. Bu da uzun vadede psikolojik iyilik hal açısından koruyucu bir işlev görmektedir (Chaudhuri & Bhattacharyya, 2023).

Bir başka mekanın sosyolojik, ekonomik, politik alanları ne kadar iyi olursa olsun yeni bir benlik arayışı altında kendinde hata arama veya kendini değiştirme sorumluluğu alınmadığı müddetçe o başka mekan bir kaçış yeri olur ve günün sonunda o kaçılan yerdeki kişinin aynı eski kişi olduğu ortaya çıkar.

Referanslar

Berry, J. W. (1997). Immigration, acculturation, and adaptation. Applied Psychology: An International Review, 46(1), 5–34. https://doi.org/10.1111/j.1464-0597.1997.tb01087.x

Bhugra, D. (2004). Migration and mental health. Acta Psychiatrica Scandinavica, 109(4), 243–258. https://doi.org/10.1046/j.0001-690X.2003.00246.x

Chaudhuri, S., & Bhattacharyya, S. (2023). Acculturation: Strategies to overcome stress by migrant families. International Journal on Responsibility.

Czubińska, G. (2017). Migration as an unconscious search for identity: Reflections on language, difference and belonging. British Journal of Psychotherapy, 33(2), 159–176. https://doi.org/10.1111/bjp.12286

Çakmak, F. (2019). Zorunlu göç sürecinde mekânın kaybı ve etkileri. Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, 22(2), 349–364.

García Coll, C., Marks, A. K., & American Psychological Association Task Force on Immigration. (2012). The immigrant paradox in children and adolescents: Is becoming American a developmental risk? American Psychological Association. https://doi.org/10.1037/13094-000

Gilbert, D. T., & Wilson, T. D. (2000). Miswanting: Some problems in the forecasting of future affective states. Advances in Experimental Social Psychology, 32, 1–38. https://doi.org/10.1016/S0065-2601(00)80001-7

Gurieva, S. D., Kostromina, S. N., Tsvetkova, L. A., Samuylova, I. A., Konfisakhor, A. G., & Anisimova, T. V. (2015). Migration as an indicator of people’s social and psychological stability. Psychology in Russia: State of the Art, 8(1), 61–73. https://doi.org/10.11621/pir.2015.0106

Heinrichs, M., von Dawans, B., & Domes, G. (2009). Oxytocin, vasopressin, and human social behavior. Frontiers in Neuroendocrinology, 30(4), 548–557. https://doi.org/10.1016/j.yfrne.2009.05.005

Karasu, M. A. (2017). Göç ve uyum sürecinde yaşanan psikolojik sorunlar. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 17(39), 621–640.

Kuo, W. H. (1976). Theories of migration and mental health: An empirical testing on Chinese-Americans. Social Science & Medicine, 10(6), 297–306. https://doi.org/10.1016/0037-7856(76)90038-6

Lacan, J. (2014). The seminar of Jacques Lacan, Book X: Anxiety (A. R. Price, Trans.). Polity Press. (Original work published 1962–1963)

Loewenstein, G., & Schkade, D. (1999). Wouldn’t it be nice? Predicting future feelings. In D. Kahneman, E. Diener, & N. Schwarz (Eds.), Well-being: The foundations of hedonic psychology (pp. 85–105). Russell Sage Foundation.

Lupulyak, P. V., & Grishina, N. V. (2020). Factors of negative self-perception of a migrant in a new country. Psychology in Russia: State of the Art, 13(1), 128–141. https://doi.org/10.11621/pir.2020.0109

McEwen, B. S. (2004). Protection and damage from acute and chronic stress: Allostasis and allostatic overload. Annals of the New York Academy of Sciences, 1032(1), 1–7. https://doi.org/10.1196/annals.1314.001

Özdemir, S., & Budak, B. (2017). Göç ve psikoloji: Kuramsal bir değerlendirme. Toplum ve Psikoloji, 3(1), 45–58.

Ward, C., Bochner, S., & Furnham, A. (2001). The psychology of culture shock (2nd ed.). Routledge.

Wilson, T. D., & Gilbert, D. T. (2003). Affective forecasting. Advances in Experimental Social Psychology, 35, 345–411. https://doi.org/10.1016/S0065-2601(03)01006-2

Sonraki
Sonraki

İbn Sînâ’nın Nefs Anlayışı Üzerine Bir Psikolojik İnceleme